30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu olsun

Öyle yarışma programlarında göbek atmaya benzemez bu beyim! Zamanında kan dökmüşler, can baş mücadele etmiş atalarımız, niye? Elaleme peşkeş çekelim diye mi?
Bu yazıyı 30 Ağustos 2007 tarihinde İnşaat Bölümüne yazmıştım, aynen naklediyorum.

Efendim bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı: Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılan, Yiğit Türk Askerleri ve Analarımızın sonsuz fedakarlıklarıyla kazanılan bir Kurtuluş Mücadelesinin yıldönümü.

I. Dünya savaşının ardından. 30 Ekim 1918’de Osmanlı Devletiyle imzalanan Mondros Mütarekesi çok ağır şartlar içermektedir. Bu antlaşma bir devletin devlet olma özelliğini tümden elinden almaya yöneliktir. Boğazlar ve tüm haberleşme hatlarının işgal devletlerine bırakılması. Genel asayişi sağlamak dışında kalan askeri gücün silah bırakması, savaş esirlerinin tek başına serbest bırakılması ve en önemlisi itilaf devletleri güvenliklerini tehlikede görmeleri halinde akseri müdahalenin önünün açılmasıydı.

Wikipedia: Nitekim bu madde hükümlerine dayanarak fransızlar; 7 Aralık 1918’de Antakya’yı ve İskenderun’u, 20 Aralık’ta Adana’yı, 29 Aralık’ta Tarsus’u işgal ettiler.

ingilizler; 13 Ocak 1919’da Kilis, 15 Ocak’ta Antep, daha sonra Urfa ve Maraş bölgelerini işgal ettiler. Ancak İngilizler, bu bölgeleri sonradan Fransızlar’a terk ettiler.

italyanlar ise; 22 Mart 1919’da Antalya ve Burdur, 11 Mayıs’ta Bodrum, 12 Mayıs’ta Fethiye ve Marmaris’i işgal ettiler.

Nihayet 15 Mayıs 1919’da da Yunanlılar İzmir’i işgal ederek ilk iki gün içinde 2000 civarında Türk’ü katlettiler. İtilaf Devletleri’nin işgalleri devam etti ve bir süre sonra tüm ülke genelinde yaygınlaştı.

Tbmmingiliz yalakası çirkef yunanlılar doymamışlardı. Sevr AntlaşmasıOsmanlı Devleti‘ne kabul ettiren itilaf devletlerinin karşısında bu kez Türkiye Büyük Millet Meclisi vardı.

yunanlılar 8 Temmuz 1921’de bursayı işgal etti, ardından Uşak’ı aldılar.

6-10 Ocak 1921 tarihinde ayaklanmalardan faydalanmak isteyen çirkef yunan diplomatları ordusu İnönü-Eskişehir tarafına taarruza geçtiler. Mustafa İsmet İnönü tarafından komuta edilen Türk Ordusu yunanlıları püskürttüler ve yunanlar Bursa civarına çekildiler. Ardından TBMM Londra konferansına davet edildi ve itilaf devletleri ağzının payını aldılar Smiley

23-31 Mart 1921 tarihinde herzamanki “kukla yunan ordusu” bursa ve afyon üzerinden taarruza geçti. Geldiği gibi gitti!

14-22 Ağustos 1921 tarihinde yunan ordusu Ankaraya doğru yürüyüşe geçti. Ankaranın doğu ve güneydoğusundan saldırılara başladılar. Türk ordusu Polatlı-Haymana’ya kadar çekilmişti.

23 Ağustos-13 Eylül 1921 Sakarya savaşı sonrası yunan ordusu Eskişehir-Kütahya-Afyon hattına çekildiler. Savunmada kalıp serv antlaşmasını Türklere kabul ettirme planları yürüttüler. Fakat başarılı olamadılar.

Sıra geldi Türk Taarruzuna, 14 Eylül 1921 – 13 Ağustos 1922 tarihleri arasında Taarruz planları yapıldı, ordunun ihtiyaçları giderildi. Seferberlik başlatıldı, düzen kuruldu. Planlar titizlikle ve çok gizli olarak yürütüldü. TBMM’si bilgilendirilmedi, oyalandı. Hatta askerler bile savaşacaklarını bilmiyor savunma gereği bahanesiyle asıl saldırı hatlarına yönlendiriliyorlardı. Asker sabırsızlanmış, bir an önce analarının bacılarının, yakılan yıkılan köylerinin cezasını yunan ordusuna kesmek için heyecan içinde taarruz gününü beklemekteydiler. Osmanlı devleti son 300 yıldır başarılı bir taarruza imza atmamış, yüzü hep batıya dönük kalmış, hatta istanbul işgal edilince ingilizlerin boyunduruğu altına girmeyi Osmanlı sultanları teklif etmişlerdir.

Şu Çılgın Türkler romanı Türk ordusu yaklaşık 100.000 askeri yunan savunmasına kadar gizlice çekmiş yunanlıların ruhu bile duymamıştır. Bu harekat 14 Ağustos 1922’de başlamıştır. Ne hikmetse bir yıl önce yunanlılar bu tarihte Ankaraya doğru yürüyüşe geçmişlerdi.

Türk büyük taarruzu (Başkomutanlık Meydan Muharebesi) başlamıştı. Dünya devletlerinin hiçbiri taarruzdan sonuç alınması bir yana, Türklerin taarruz yapabileceklerine inanmıyorlar şampanyalar eşliğinde eğleniyorlardı. Ama Türk ordusu 14 gün içinde Anadoluyu düşman işgalinden kurtarmış izmire girmişti. Sonrasında Çanakkale ve Tarakya tarafı tek kurşun atılmadan Mudanya Mütarekesi ve Lozan Barış Antlaşmasıyla birlikte Türkiye topraklarına katılmıştır. I. Dünya savaşı sonrası ve Lozan antlaşmasına kadarki savaşlar Kurtuluş Savaşı olarak adlandırılmıştır. Sakarya Meydan Muharebesini anlatmayacağım, önerim Şu Çılgın Türkler adlı romanı okumanız.


ŞU ÇILGIN TÜRKLER ADLI ROMANDAN ALINTILAR:

SÜVARİ TUGAYI Mürettep Kolordu karargâhının boşalttığı Mekece’ye saat 09.30’da girdi. Bir adam birdenbire öne atıldı, Tugay Komutanı Albay Hacı Arif Örgüç’ün atının dizginlerini yakaladı, haykırmaya başladı:

“Kızımın öcünü alacaksın değil mi? Almayacaksan niye atlandın, niye silahlandın? Söyle, kızımın öcünü alacaksın değil mi?”

Adam uluya uluya ağlamaya başladı. 11. yunan tümeni telaş içinde çekilirken bile birçok kirlişi yapmıştı. Zavallı baba da buna tanık olan talihsizlerden biriydi. Köyü yandığı için Mekece’ye sığınan adamcağız, kaç zamandır rastladığı her subaya, askere ağlayarak bu soruyu soruyordu.

Deli Baba diye anılır olmuştu.

Tugay Komutanı atından inip Deli Baba’ya sarıldı, sırtını okşadı, “Namus sözü veriyorum.” dedi, “..yalnız kızının değil, bütün mazlumlarımızın öcünü alacağız.”

Bunu bir gün mutlaka başaracaklarına ta içinden inanıyordu. Bu inanç olmasa bu sava sürdürülebilir miydi?

——————

Kurtuluş savaşı sırasında Halide edip bir konferansında şöyle diyecektir:

Kardeşlerim!

Sizleri, milletinin şerefini ve namusunu canından aziz bilen bu genç ve yoksul orduya yardıma çağırıyorum!”

Kısa bir sessizlikten sonra, kadınlar ağır ağır ayağa kalkmaya başladılar ve hiç konuşmadan ilerlediler, masanın önünde sıraya girdiler. Masanın üstü parayla dolmaya başladı. Yanında para olmayanlar, yüzüklerini, bileziklerini bırakıyordu. Gözleri görmeyen, beyaz başörtülü, yaşlı bir kadın çevresinden yardım istedi:

“Bana ne olur Halide Hanım’ı bulun!”

Halide Edip bu yakaran sesi duymuştu, yaklaştı, “Benim, burdayım!” dedi. Kadın eliyle okşayarak,

Halide Edip’in yüzünü içine sindirdi:

“Çamaşırcılık yaparak geçiniyorum, kızım. Bunu, zor günüm için saklamıştım. Ama sözlerinden anladım ki ordumuz benden daha zordaymış.”

Göğsüne bastırdığı sol elini açtı, uzattı, yüzü gururla aydınlandı:

“Al bunu.”

Derisi çatlamış avucunda bir lira vardı.

Halide Edip, gözlerinden yaş fışkırarak kadına sarıldı, “Ah anam..” diye inledi, içi titreyerek, “..bir kere daha iman ettim. Kurtulacağız!”

——————

1918 yazında, Sultan Reşat’ın ölümü üzerineVI. Mehmet sanıyla 36. padişah olarak tahta çıkan Vahdettin, devletin ve tahtının geleceğini, dönemin süper devleti İngiltere’nin lütfuna bağlamıştır.

İngiltere Karadeniz Ordusu Komutanı General Milne, Londra’ya şu mesajı yollar.”VI.Mehmet, İngilizlerin Türkiye’de idareyi mümkün olduğu kadar süratle ellerine almasını istiyor.”

Amiral VVeb’in mektubu:”Padişah bizi buraya yerleştirmek istiyor.”

Damat Ferit, Amiral Calthorpe’a şöyle diyecektir:”Padişahın ve benim yegâne ümidimiz, Allah’tan sonra İngiltere’dir.”

Vahdettin, 30 Mart 1919’da, Damat Ferit aracılığıyla, ‘kendi eli ile yazdığı bir tasarıyı’ İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe’a ulaştıracaktır.

Özeti şudur:”Osmanlı İmparatorluğu’nun 15 yıl müddetle İngiliz sömürgesi olması.”

——————

Times gazetesi Türk kıpırdanışını şöyle karşılar: “Bütün cihanın kuvvetine karşı milli bir hareket yaratmak… Ne çocukça bir hayal!”

——————

Damat Ferit hükümetinin medrese çıkışlı Adliye Nazırı Ali Rüştü Efendi, “Yunan ordusunun başarısı için dua edilmesini” ister. Trakya, Balıkesir, Bursa ve Uşak’ın, Yunanlılarca işgal edilmesi üzerine de, “Yunan ordusunun ilerlemesi hükümetimizin programına uygundur” diyecek ve Yunanlıların işgal etmediği illeri, ‘kurtarılmamış iller’ olarak tanımlayacaktır. İstanbul yönetimi Sevr Antlaşmasını da kabul ve imza eder.

——————

İstanbulda Ankara için gönüllü milletten para toplanıyor:

İçerde, daha afyonu patlamamış olan huysuz idare memuru, bir deftere, söylene söylene, bağış yapanın adını ve bağış miktarını yazıyordu.

“Kahveci Ali, 100 kuruş.”

“Eskici Yusuf, 50 kuruş.”

“Hallaç Asım, 75 kuruş.”

“Bakkal Ahmet, 100 kuruş.”

“Terlikçi Adem, 200 kuruş.”

Sırada, küçük, cılız bir oğlan vardı. Bir önceki bağışçının çocuğu sanan memur, öfkeyle, yürüyüp yol vermesi için işaret etti. Ama çocuk yürümedi, büyük bir ciddiyetle, bütün servetini çıplak masanın üzerine bıraktı:

“Hasan, 5 kuruş.”

Suratsız idare memurunun birdenbire gözleri doldu. Ağladığını göstermemek için yüzünü, kocaman mendilinin arkasına saklayarak gürültü ile burnunu sildi.

——————

Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasından hızla ilerleyerek nazırın masası önünde durdu, selam verdi:

“Yüzbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmişsiniz.”Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı.

Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, “Oğlum.” dedi, “..dün akşam Beyoğlu’nda, İngiliz İnzibat Subayı Teğmen Miller’i,

emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?”

“Evet efendim, doğru.”

Nazır, dürüst subaya babacanca yol gösterdi:

“Herhalde görmediğin için selamlamadın, değil mi çocuğum?”

“Hayır efendim, gördüm.”

Nazırın canı sıkıldı:

“Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmişti.”

“Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım Paşam. Askerlik

töresince, önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?”

Ziya Paşa derin bir kederle ellerini açtı:

“Askerlik töresi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz Komutanlığı bu sabah olayı protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman değil. Hemen şu müzevir teğmeni bul da özür dile. Olayı kapatalım.”

Başıyla çıkması için izin verdi. Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı:

“Paşam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum.”

Nazır bıkkınlıkla, “Söyle bakalım” dedi.

“Balkan Savaşı’nda teğmendim, Çanakkale’de üsteğmen, Suriye cephesinde yüzbaşı oldum. Ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım.

Her rütbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, özür dileyemem.”

Harbiye Nazırı bozuldu:

“Anlamadın galiba. Harbiye Nazırı olarak emrediyorum.”

Yüzbaşı sükûnetle, “Anladım efendim” dedi, apoletlerini bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı:

“Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!”

Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul’u tutan birkaçı dışında, hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü.

——————

“..Üzülmeyin vre. Bizimkiler Türk ordusunu tepeleyince yine buraya döneriz. Sakarya’nın ötesine bile geçeriz. O zaman buralar çok şenlikli olacak. Bir düşünün. Ta Akçakoca’ya kadar yüzlerce yeni köy.”

Bir çeteci, silahına sarılıp ayağa zıpladı. Hrisantos kızdı:

“Ne oluyor?”

“Bir ses duydum.”

“Otur yerine pezevengi! Ne telaş ediyorsun? Dört yanda nöbetçi var.”

Çeteci isteksizce yerine oturdu ama kulağı tetikte bekledi. Ağaçlar hışırdıyordu. İçi rahatlamıştı ki orta yere el bombası gibi bir ses düştü:

“Davranmayın, sarıldınız!”

Hrisantos ve onun gibi hızlı iki çeteci silahlarını çekip ayağa fırladıkları anda tüfekler patladı. Ânında devrildiler. Üçü de başından vurulmuştu. Dört yandan Kara Fatma ve kızları belirdi. Tüfekleri çetecilere dönük, parmakları tetikteydi. Biri kımıldasa silahlarını boşaltacakları belli oluyordu. Kara Fatma emretti:

“Silahlarınızı bırakıp ayağa kalkın!”

Hrisantos’un parçalanmış suratı gözlerinin önünde duruyordu. Hiç duraksamadan kalktılar.

“Tabancası, bıçağı olan yere atsın.”

Attılar.

Üzerlerindeki, heybelerindeki mücevher ve paraları, hiç itiraz etmeden, ortaya serilen battaniyenin üzerine yığdılar.

“İşte böyle palikaryalar. Balta döner, sap döner, gün gelir hesap döner. İki yıllık zulmün, yağmanın, kundakçılığın, hainliğin, hayvanlığın hesabını verme gününüz geldi. Sizi divan-ı harbe teslim edeceğiz.

Akıbetinizi o belirleyecek.”

Akıbetlerinin ne olacağını kestiriyorlardı. Titrediler. Ela gözlü bir genç kadın usulca Kara Fatma’nın

yanına sokuldu, alçak bir sesle,

“Aradığım iti sonunda buldum abla” dedi. Kara Fatma da fısıltıyla sordu:

“Hangisi?”

“Ateşin yanında duran.”

Ateşin yanında esmer, kıvırcık saçlı, dolgun dudaklı bir çeteci duruyordu. Kara Fatma’nın bakışından huylanıp başını önüne eğerek suratını saklamaya çalıştı.

“Komutan diri isterim dediydi.”

“öldürmeyeceğim.”

“Peki öyleyse.”

Ela gözlü kadın ilerledi, tüfeğinin namlusuyla Rum çetecinin çenesinin altına dokundu:

“Kaldır başını!”

Erkek başını doğrulttu.

“Bana bak!”

Erkek baktı.

“Tanıdın mı beni?”

Erkek gözlerini kapadı, zor duyulur bir sesle “Affet” dedi.

Kadın bir adım geri çekildi. Olacağı sezen kadınlar ve çeteciler nefeslerini tuttular. Erkeğin apış arasına ardarda iki el ateş etti. Erkek yakıcı bir çığlık atarak parçalanan kasıklarını tuttu, sarsıla sarsıla dizlerinin üstüne çöktü, başı önünde, ulur gibi bağırmaya başladı. Ela gözlü kadın Kara Fatma’ya minnetle baktı:

“Sağ ol abla. Belki artık rahat uyuyabilirim.”

“Tamam kızım.”

——————

İZMİR’e yürüyen küçük kaçak grupları yiyecek istemek için yolları üzerindeki köylere uğruyor, ayak üstü bir şeyler yiyip yola düşüyorlardı. Kimi yerlerde köylüler silahla karşı duruyor ya da çeteler bu kaçakları çevirip temizliyorlardı. Savunmasız Kuzuluk Köyü’ne yirmi kaçak geldi. Köylüler çeşme önünde toplanmış dertleşiyorlardı. Yunanlıların geldiklerini gören bir kız korku içinde evine kaçtı. İçeri girip kapıyı ve tek pencerenin kepengini kapadı. Yunan askerlerinden biri güzel kızı fark etmişti. Kapıyı, kepengi zorladı ama açmayı, kırmayı ba aramadı. Bir arkadaşı yanaştı:

“O güzel kızı istiyor musun?”

“İstemez miyim? Taze incir gibi.”

“Öyleyse evi ateşe ver. Dışarı çıkar.”

“Akıllısın.”

Kapının önüne saman yığıp ateşledi. Alevler az sonra evi sardı. Annesi kıza dışarı çıkması için, Yunanlıya kıza dokunmaması için yalvarıyordu. Köylüler uzakta toplanmış ağlamaktaydılar. Durum kaçakları eğlendiriyordu. Kız az sonra, yanmamak için ya kapıdan, ya pencereden dışarı atacaktı kendini ve asıl eğlence o zaman başlayacaktı. Keyif içinde beklediler. Kız dışarı çıkmadı, evle birlikte yandı.


KURTULUŞ SAVAŞI RESİMLERİ

Kurtuluş Savaşı’nda mermi yapan nineler ve torunları

Kurtuluş Savaşında mermi yapan nineler ve torunları

TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal, Büyük Taarruz’dan önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlık kürsüsünde (1922)

TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal, Büyük Taarruzdan önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlık kürsüsünde (1922)

Kurtuluş Savaşında İnebolu halkına İstiklal Madalyası verilmiştir. İnebolu halkı Kurtuluş Savaşında cephane taşınmasına ön ayak olmuş savaşın kaderini belirlemiştir:

İnebolu

İnebolu

SAVAŞ BİTTİ, MİLLİ MÜCADELE KAZANILDI, M. KEMAL ATATÜRK KÜRSÜYE ÇIKTI, HALKA KARŞI:

“..Hanımlar, beyler!

Bu noktaya kolay gelmedik. Öğretmenlerimiz, şairlerimiz, yazarlarımız, uğradığımız felaketin bir daha yaşanmaması için o kara günlerin sebeplerini, nasıl kan ve gözyaşı dökerek kurtulduğumuzu, en doğru, en güzel ekilde anlatacaklardır. Bu vesile ile şehitleri tazimle yadedelim. Kurtuluşa emek vermiş asker sivil, kadın erkek, şehirli köylü, genç yaşlı herkesi minnetle selamlıyorum. Ama şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Dünyanın hiçbir kadını, ‘Ben vatanımı kurtarmak için Türk kadınından daha fazla çalıştım’ diyemez..”

Öğretmenler yürekten alkışlıyordu. Komutanlar ürperdiler. Anadolu kadınları olmasaydı bu zafer acaba kazanılabilir miydi?

“..Ama bilelim ki bugün ulaştığımız nokta gerçek kurtuluş noktası değildir. Kurtuluşa ancak uygar, çağda , bilime, fenne ve insanlığa saygılı, istiklalin değerini ve şerefini bilen,hurafelerden arınmış, aklı ve vicdanı hür bir toplum olduğumuz zaman ulaşabiliriz.

Öğretmenler!

Ordularımızın kazandığı zafer, sadece eğitim ordusunun zaferi için zemin hazırlamıştır. Gerçek zaferi, cahilliği yenerek siz kazanacak, siz koruyacaksınız. Çocuklarımızı ve geleceğimizi ellerinize teslim ediyoruz. Çünkü aklınıza ve vicdanınıza güveniyoruz!”

BÜYÜK TAARRUZUN ÇARPICI FATOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ.

Türk Bayrağı

Türk Bayrağı


TÜRKİYENİN KURTULUŞ GÜNÜ HEPİMİZE HAYIRLI OLSUN!

ZAFER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!

Kaynaklar: Wikipedia, Şu Çılgın Türkler, Egitek

2 yorum “30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu olsun

  1. buarada,yeni tema hoş olmuş.öbürüne alışmıştım ya bir an gözüme yabancı geldi.
    ben böyle magazin tarzı temaları beğeniyorum.daha profesyonel duruyor.
    güle güle kullan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir